Tavsiyeler

Tutum Şekilleri

Çocuk Yetiştirme

Çocuğun Eğitimi

Özlü Sözler

Hikayeler

Slayt Sunu

 

ANNE-BABAYA ÇOCUK EĞİTİMİNDE BİRKAÇ İPUCU

Nasıl bir çocuğunuz olmasını istediğinize siz karar verin!

· Çocuğunuzun inatçı olmasını istiyorsanız; onun normal isteklerine aldırmayın ama ağlayarak, size zorla yaptırmak istediklerini ise hemen yerine getirin!

· Çocuğunuzun pısırık, cesaretsiz biri olmasını istiyorsanız; sürekli onun yapamadıklarından bahsedin, onu eleştirin. Onu başka çocuklarla kıyaslayın!

· Çocuğunuzun kendine güveni olmayan, sürekli başkalarından onay bekleyen biri olmasını istiyorsanız; tek başına hiçbir şey yapmasına izin vermeyin, siz zaten onun için en iyisini, onun yerine düşünürsünüz!

· Çocuğunuzun şüpheci, güvensiz bir kişi olmasını istiyorsanız; davranışlarınızda tutarsız olun, bir gün doğru dediğinize ertesi gün yanlış diyin!

· Sorumluluk duygusundan yoksun bir çocuğunuzun olmasını istiyorsanız; onun hiçbir iş yapmasına fırsat vermeksizin, onun yapabileceklerini de siz yapın. O yorulmasın, hastalanmasın!

· Çocuklarınıza sık sık yalan söyleyin (onların iyiliği için). Sizin sözlerinize güvenilmeyeceğini düşünmesini sağlayın!

· Çocuğunuzun hırçın ve şiddete eğilimli bir kişi olmasını istiyorsanız; sürekli onlara dayak atın. Böylece çocuğunuzda, sorunların çözümünde dayağın etkili olduğu duygusunu yer edersiniz!

· Ona verdiğiniz sözleri yerine getirmezseniz; sözlerine güvenilmez, o anki durum kolayına nasıl geliyorsa o şekilde davranan bir kişi olur!

· Çocuğunuzun şımarık olmasını istiyorsanız; her istediğini anında yerine getirin. Ona sürekli hediyeler alın. Bol bol harçlık verin!

 

Çocuğunuzun varlığını önemseyen, değerli olduğu duygusunu hisseden bir kişi olmasını istiyorsanız; ona her fırsatta onu sevdiğinizi, onun aile içerisinde vazgeçilmez bir kişi olduğunu vurgulayın.

Nasihatlerinizi önce kendi davranışlarınızda gösterin. Öğüt vermek kolay fakat örnek olmak zordur.

BUZAĞIYI AHIRA KOYMAK
Emerson ile oğlu, buzağılarını ahıra koymak istemişlerdi.
Emerson buzağıyı çekiyor, oğlu da itiyordu.
Buzağı ise, çayırı bırakıp gitmek istemediği için, direniyordu.
Evin hizmetçisi durumun farkına varmıştı. Gerçi o, Emerson gibi kitaplar ve makaleler yazmıyordu, ama hayvancılığı ondan iyi biliyordu.
Önce buzağıya şefkatle yaklaştı. Başını okşadı. Sonra parmağını bir meme gibi hayvanın ağzına verip emzirerek yavaş yavaş ahıra götürdü.
• Muhatabınızı istediğiniz bir noktaya getirmek için, kendi isteklerinizi ona dikte etmeye kalkışmayın. Onun ne istediğini anlayıp, bu isteğe uygun bir davranış sergileyin.

SOKRAT’IN İKNA METODU
Sokrat, karşısındakilere ancak olumlu cevap verebilecekleri sorular sorar ve bir sürü evetten oluşan cevaplarla muhatabına kendi fikrini kabul ettirirdi.
O, hiçbir zaman, muhatabının hayır demesine yol açacak bir üslup kullanmazdı. İnsanlara yanıldıklarını doğrudan doğruya söylemekten kaçınırdı.
Muhatabın evet diyeceği bir diyalektik içinde, onun yanıldığını ortaya koyar ve muhatabına da kabul ettirirdi.

ÇOCUKLARI MOTİVE İÇİN…
Bayan Ernest Gent, bir hizmetçi kız tutmuştu. Neli adlı hizmetçi kızın temizliğe iyi dikkat etmediğini görünce ona şöyle dedi:
— Neli! Senin önceden çalıştığın yerle konuştum. Senin namuslu, dürüst biri olduğunu, iyi yemek pişirdiğini, çocuklara iyi baktığını anlattı. Ama temizliğe pek önem vermediğini ilave etti. Ben, bu son ifadeye ihtimal vermiyorum. Çünkü sen, üzerine temiz elbiseler giyen birisin ve bütün evi de bu şekilde temiz tutacağına ve seninle iyi anlaşacağımıza inanıyorum.
Bayan Gent’in bu sözleri tesirini gösterdi. Neli, Bayan Gent’in güvenini sarsmamak için çok iyi çalışıyor ve evin temizliğine de son derece dikkat ediyordu.

ÇOCUKLARI TERBİYE EDERKEN
Sir Walter Scott der ki:
İnsan için en güzel terbiye, insanın kendi kendisine verdiği terbiyedir.
Bu gerçek, edebiyatta, ilimde ve sanatta kendini şöhret yapmış her insan için geçerlidir.
Okulda veya kolejde edinilen terbiye sadece bir başlangıçtır.
Başlıca değeri ise, zihni terbiye ederek onu sürekli bir çalışma ve okumaya alıştırmasıdır.

ASIL BAŞARI
“Kim iyi yaşadıysa,
Çok gülüp fazla sevildiyse,
Kim zeki insanların saygısını kazandıysa,
Kim yuvasını kurup görevini yaptıysa,
Bir sanat eseriyle, güzel bir şiirle veya insanlara örnek olan bir ruh üstünlüğü ile bir eser verdiyse,
Kim dünyayı bulduğundan daha iyi bir şekilde bırakabildiyse,
Kim başkalarında en iyiyi arayıp, onlara kendinde olan en iyi verebildiyse,
Kimin hayatı insanlara ilham veriyorsa,
Kimin izleri ardından şükranla ilerleniyorsa, işte o kişi başarılı olmuştur.”
(A. Stanley)


            Dershaneye devam eden ya da okuldaki dersleri dinleyen öğrencilerin büyük çoğunluğu konuları tekrar etmediği taktirde kıza bir süre sonra öğrendikleri bilgileri unutmaktadır. Çünkü dershane veya okulda öğrenci, pasif bir dinleyici olmaktan öteye gidememektedir.

Sınavlara hazırlık sürecinde, öğretimde öğretmenlerinizin “ öğretme “ sorumluğu olduğu kadar, öğrencinin de “ öğrenme “ sorumluluğu olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Unutmayınız ki öğrenme için belirli düzeyde bir çaba sarf edilmesi gerekir.

Öğrenci, çalışmadan önce nasıl çalışması gerektiğini öğrenmelidir. Zor olan çalışmak değil, çalışma alışkanlığını kazanabilmektir. Öğrenci bugün öğrendiklerini yarın hatırlayamıyor veya kullanamıyorsa, bu zahmet ve çaba da niye? Zorluk yoksa gelişme de yoktur. Bu nedenle öğrenci sıkılsa bile asla çalışma ortamından uzaklaşmamalıdır.

Programsız çalışma, zamanı denetleyememe, çalışılan bilgileri sınavda hatırlayamama, öğrenci dışındaki etkenlere bağlı değildir. Bunlar % 90 öğrencinin kendi becerileriyle değiştirilebileceği durumdadır. Bu nedenle yaşanan başarısızlıkların “ MAZARET “ i olamaz.

Sınavlara hazırlanan bir öğrenci, başarıyı elde edebilmek ve ona ulaşabilmek için iç disiplinini sağlamalıdır. Kendini rahat ve rehavet içinde bırakmamalıdır.

Önemli olan kalıcı öğrenmeyi gerçekleştirebilmektir. Kumun üzerine bir yazı yazarsanız bir süre sonra yazı uçup gider ama bir taşa kazıyarak yazdıysanız kalıcı olur. Öğrencilerin de, öğrendiklerini işte böyle taşa yazar gibi, zihinlerine yazmaları gerekir.

            Son yıllarda kalıcı öğrenmeyi sağlamak için, sadece konuyu anlatmak yerine, işin içine çocuğun duygularını da katmak gerektiği anlaşılmıştır. Çünkü öğrenmenin % 20 oranında zihinsel % 80 oranında ise duygusal olduğu anlaşılmıştır, dolayısıyla duygusal zeka kavramı önem kazanmıştır. Öğrenilenleri kalıcı hale getirmenin bir yolu da merak duygusunu harekete geçirmektir. Aynı şekilde konuyu ilgi duyulursa öğrenme için daha fazla çaba sarf edilir ve böylece öğrenme daha kalıcı hale gelmiş olur.

            İnsan öğrendiğini unutabilir. Yapılan düzenli tekrarlar ise öğrendiklerimizi aklımızda tutmamıza yardımcı olur. Hiç tekrar yapılmazsa bilgilerin % 80’i unutulur.

            Sistemli tekrarın en önemli özelliği; öğrenme, düşünme ve hatırlama konusundaki birikim sağlayıcı ektisi olmasıdır. Öğrendiklerinizi düzenli tekrar etmiyorsanız, öğrenmek için harcadığınız zaman ne kadar uzun olursa olsun çabalarınızın boşa gitmesi riskiyle karşı karşıya kalırsınız. İyi öğrendiğiniz bir bilgiyi sınavlarda hatırlayamamanın muhtemel nedeni, yeterli tekrarlar yapmamanızdır.

Bilgilerimizi tekrar etmediğinizde karşılaşacağınız durum “ unutma “ tekrar ettiğinizce ise   “ hatırlama “ olacaktır.

            Yapılan araştırmalar, düzenli tekrar yapılmadığı taktirde öğrenilen bilginin % 70’inin 24 saatte unutulduğunu göstermektedir. Bu nedenle günlük tekrar çok önemlidir. Diyebiliriz ki öğrenmenin % 80’i tekrarlarla gelişir. Tekrar yapılmadan biriktirilen bilgi, altından kalkılması çok güç olan bir “ yığın “ gibidir. Bu yığının karşısında durup baktığımızda çaresizliğe düşebilirsiniz.

            Tekrarlar vakit buldukça değil, plan ve program dahilinde belli aralıklarla yapılmalıdır. Aksi takdirde öğrenmiş olduğunuz şeyleri yeniden öğrenmek için fazladan çaba harcamak zorunda kalırsınız.

            Bir konuyu çalışmaya veya okumaya başlamadan önce, bu kanunun ne kadar vakit alacağını belirlemeniz, çalıştığınız konuyu daha verimli bir şekilde öğrenmenize yardımcı olacaktır. Çünkü beyin bir işi ne kadar sürede yapacağını bilmek ister.

            Zihninizim verimli bir şekilde çalışabilmesi için yapılacak önemli işlerden birisi de çalışma saatlerinin en verimli dönemlere denk gelmesidir.

            En verimli TEKRAR vakitleri uyumadan önceki ve uyandıktan sonraki vakitlerdir. Yapılan araştırmalar uykunun öğrenme üzerinde en az negatif etkiye sahip unsur olduğunu ortaya çıkarmıştır. Unutmayı azaltacak önemli bir tekrar yöntemi de “ NOT TUTMAKTIR “ tutulan notların tekrarı, öğrenmeyi ve hatırlamayı kolaylaştırır.

Sanıldığının aksine tekrar etmek bir daha okumak veya dinlemek değil, farklı araçlar kullanarak ÖĞRENDİKLERİNİ ÖZÜMSEMEK’tir. Anlatmak, Yazmak, Üzerinde Düşünmek, Test Çözmek, Okurken Altını Çizmek öğrenmede en çok kullanılan tekrar biçimleridir.

Tekrarlarınızı günlük, haftalık ve aylık tekrar olarak gruplayabilirsiziniz.

            * Günlük tekrarlar: O gün içinde derslerde işlenen konuların ve tutulan notların kısa bir tekrarının yapılması demektir.

            * Haftalık tekrarlar: O hafta içinde derslerde işlenen konuların ve tutulan notların öncelik sırasında görev gözden geçirilmesidir.

            Aylık tekrarlar: O ay içinde derslerde işlenen konuların ve tutulan notların gözden geçirilmesidir.

            Öğrencilerimizin “ Zaman mı var bu tekrarları yapmak için “ sorusunu duyar gibiyiz. Bu tekrarların amacı, iyi anladığınız bilgilerin hafızanıza yerleşmesini sağlamak, anları yeniden öğrenmek için fazla ve gereksiz zaman harcamanızı önlemektir. Söz konusu tekrarlar yapılmadığında öğrendiğimizi zannettiğimiz bilgilerin büyük çoğunluğunu kıza bir süre sonra unuturuz. Sınıf içi öğreniminden sonra eve gelince iyi bir tekrar yapılmalı ve bu tekrarı belirli periyotlarla yinelemelisiniz. Bu işlem sanıldığı gibi çok zaman almaz.

Çocuk ve gençlerin internet aracılığıyla karşılaşabileceği  en ciddi tehlikeler!
Birçok yerde yeni bir uyuşturucu kimliği alan internet; yetişkinleri, gençleri ve çocukları beyinlerinden vuruyor.
Bilgisayarlara yüklenen programlarla gözetleniyoruz; hangi sitelerde ne kadar dolaştığımız takip ediliyor. "Büyük Birader" bilgisayar ekranından da bizi izliyor. Bilgisayar ekranıyla maruz kalınan radyasyon zararın en masum kısmı gibi görünüyor. Bu korku tünelinde masum çocukları ve anne babalarını uyarmak için hayır amaçlı siteler de yapılmış durumda.

Çocuk ve gençlerin internet aracılığıyla karşılaşabileceği en ciddi tehlikeler şöyle:
Siber-pedofiller:
Çocuklara tuzak kuran bu kişiler kendilerini çocuk gibi tanıtıp küçük çocukların güvenini kazanıyorlar. Zaman içinde, çocukları cinsel ve uygunsuz hareketler yapmaya itiyorlar.
Psikologlar ebeveynlere çocukların internette nelerin yapılıp yapılmayacağını iyice anlatmalarını, çocuklarını gözlemlemelerini öneriyorlar. Çocuk ve gençlerse hiçbir zaman internette doğum yıllarını ve isimlerini , yaşadıkları yeri içeren e-posta adresleri kullanmamalı; isim, adres, telefon bilgilerini soranlara yanıt vermemeliler.

Porno sitelerine erişim:
Çocukları bekleyen en büyük tehlikelerden biri rastgele gezdiklerinde porno içerikli siteleri de görebiliyor olmaları. Küçük yaşta bir çocuğun üzerinde uzun vadede derin izler bırakabilecek bu görüntüler internette yaygın bir biçimde bulunabiliyor. Ebeveynler bilgisayar programları ile bu tür sitelerin evde görüntülenmesini engelleyebiliyor ama internet cafelerde bu tür kısıtlamalar bulunmuyor.
Uygun olmayan içerik:
Çocukların porno sitelerine girmeleri engellense de, internet üzerinde sansürlenmemiş birçok uygunsuz bilgi bulunuyor. Buna en çarpıcı örnek olarak, internetten bomba yapımını öğrenen Kolorado'lu iki ergenin okulu bombalaması gösteriliyor.
Şiddet içeren oyunlar:
Şiddetin olağan bir olaymış gibi resmedildiği oyunları oynayan çocuklar daha saldırgan olabiliyor. Etraflarına karşı duyarsızlaşıyor, gerçek acıya karşı hissizleşiyor ve giderek artan dozda şiddete tolerans gösteriyorlar. Psikologlar bu tür oyunları oynayanların, özellikle çocukların hayatlarında şiddete yönelebileceklerini belirtiyorlar. DOOM ve QUAKE gibi oyunlar çocuklara öldürmeyi öğretiyor.
Bağımlılık:
Çocuklar başka birşeylar yapmak, arkadaşlarıyla oyun oynamak yerine bilgisayar başında oturmayı tercih edebiliyor. Uzun süreler bilgisayar başından kalkmayan çocuklar internet bağımlısı haline gelmiş olabilir. Bu bağımlılık karşılığında çocuklar aşırı miktarda radyasyona maruz kalıyor, sokakta gerçek hayat içinde geçirebileceği zamanı sanal hayata harcıyor. Gerçek dünyada, sokakta az zaman geçirmiş oldukları için yetişkinliklerinde iletişim problemleri yaşayabilecekleri söyleniyor.

Erken Gel Baba!

Eve geç gelen babaların çocuklarında özgüven eksikliği oluyor

Sıklıkla işten eve geç gelen babalarla çocukları arasındaki duygu paylaşımı ihtiyacı yeterince karşılanamadığı için çocuklarda stres ve kaygı artıyor. Bu da özgüven eksikliğine sebep oluyor.

Gün geçtikçe zorlaşan hayat şartları ve ihtiyaçların değişmesi sebebiyle günümüzde çalışan annelerin sayısı giderek artmaktaysa da halen evin maddi ihtiyaçları babalar tarafından karşılanmaktadır. Ev geçindirmekte zorlanan erkekler ise genellikle yaptıkları ek işlerle geçimlerini temin etmeye çalışıyorlar ya da kendi işinde çalışanlar işlerinin hacmini genişletiyor. Bu da beraberinde uzun saatler boyunca çalışmayı getiriyor. Sabah erkenden işe gidip gece geç saatlerde evine gelen bir eş, ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak için çırpınırken çoğu zaman onların manevi ihtiyaçlarına yetişememenin sıkıntısını yaşıyor. Birlikte sofraya oturamamak, çocuklarla ve eşle sohbet edememek gün boyu yaşananları paylaşamamak aile üyelerinin psikolojik doyuma ulaşmalarını engelliyor. Evdeki gergin hava ile birlikte artan kaygı, çocuktaki özgüven kazanımını olumsuz şekilde etkiliyor.

Çocuğun babaya olan ihtiyacı anne karnından itibaren başlar. Annenin hamilelik döneminde eşinden destek görmesi çok önemlidir. Annenin rahatlığı çocuğa da yansır ve anne karnında bile babanın sesini duyması çocuğa güven verir. Çocuklar cinslerle ilgili davranış ve rolleri anne kadar babanın da varlığıyla edinir. Kız ve erkek çocuklar için babalarıyla birlikte olmak aynı düzeyde önemlidir.

Babanın eve geldiğinde çocuğa gününün nasıl geçtiğini sorması, onun anlattıklarını dikkatle dinlemesi, gün içinde yaptığı resimleri vs. ilgiyle incelemesi ve beğenisini göstermesi önemlidir. Yine sağlıklı bir şekilde gelişmesi için yaşına göre sevip okşaması kendi başından geçen ilginç şeylerden kısaca da olsa bahsetmesi çocuğun yaşına göre haftada en az birkaç gün bir süre oyun oynaması yeterli duygu paylaşımının yapılmadığı uzun süreli beraberliklerden çok daha değerlidir. Zaman zaman hafta sonları birlikte geziye gitmek, faydalı eserleri birlikte okuyup, izlemek, dinlemek, kültürel faaliyetlere katılmak futbol, basketbol vs. oynarken çocukları izlemek veya onlara bazı günler katılmak fazla zaman almayacağı gibi onları sanıldığından çok daha fazla mutlu edecek hem de babanın kendi yorgunluğunu atmasını sağlayacaktır. Bunun için babanın çocukları ile beraber olmaya önem vermesi ve bundan hoşlanması önemlidir.