Tavsiyeler

Eğitim

Başarının Sırları

Hikayeler

Özlü Sözler

Duvar Yazıları

Slayt Sunu


SEVGİLİ ÇOCUKLAR;

İÇİNİZDEN BAZILARINIZ,KİTAP OKUMAYI SEVMİYOR OLABİLİR.

BARİ BU GERÇEK HİKAYELERİ OKUYUN!..

GÖRECEKSİNİZ Kİ;ONLARDAN BİRİ ASLINDA SİZİN HİKAYENİZ.

(BELKİ KİTAP OKUMAYI DA SEVERSİNİZ BU ARADA…)

PROJE KOORDİNATÖRÜ

 

 ÖNEMLİ OLAN

16. asır İngiliz Filozoflarından Francis Bacon, şöyle derdi:

     — Bizi güçlü yapan, yediklerimiz değil, hazmettiklerimizdir.

     Bizi zengin yapan kazandıklarımız değil, muhafaza ettiklerimizdir.

     Bizi bilgili yapan, okuduklarımız değil, kafamıza yerleştirdiklerimizdir.

     Ve bizi sevimli yapan da, başkalarına verdiğimiz öğütler değil, onları kendimizde uygulamamızdır.


 
DOĞRU YOLU KULLANMAK

Küçük bir çocuk gayet ağır bir taşı kaldırmaya çalışıyorsa da, yerinden oynatamıyordu.

     O sırada kendisini seyreden babası, yanına giderek sordu:

     — Bütün gücünü kullanıyor musun? Yapabileceğin her şeyi yaptın mı?

     Kan ter içinde kalan çocuk:

     — Evet kullanıyorum, elimden gelen her şeyi yaptım, dedi.

     Baba, sakin bir sesle:

     — Hayır, yapmadın, dedi.

     Ve ilave etti:

—     Benden henüz yardım istemedin.

 

DİKKATLİ BAKMAK

Kimya hocası, kötü kokulu bir sıvıyı masanın üzerine koyarak öğrencilerine:

     — Gözlem melekelerinizi iyi kullanmıyorsunuz, dedi. Ve bir parmağını sıvının içine sokarak ağzına götürdü. Öğrencilerinden de aynı şeyi yapmalarını istedi.

     Öğrenciler, ister istemez parmaklarını sıvıya batırdılar, ağızlarına götürdükleri zaman da yüzlerini ekşittiler.

     Öğretmen, öğrencilerini tekrar azarladı:

—     Bir daha söylüyorum : Gözlem melekelerinizi iyi kullanmıyorsunuz. Eğer dikkatli bakmış olsa idiniz, ağzıma götürdüğüm parmağın sıvıya batırdığım parmak olmadığını fark ederdiniz.

 

KAFAYI GELİŞTİRMEK

Amerikan Yüksek mahkeme üyesi Oliver Wendell Holmes, 90 yaşında (1932) kendi isteği ile emekli olmuştu. 94 yaşında da ölmüştü.

     Roosevelt, 1932’de ilk defa Cumhurbaşkanı seçildiğinde, Hakim Holmes’i evinde ziyaret etmiş, onu kütüphanesinde Platon’u (Eflatun) okurken bulmuştu.

     — Hakim Bey, Platon’u niye okuyorsunuz? diye sormuştu.

     90 yaşındaki Hakim Holmes, bu soruya şu cevabı vermişti:

     — Kafamı geliştirmek için okuyorum, sayın cumhurbaşkanım.

 

ÇALIŞ VE MUTLU OL

Bernard Shaw bir vakit şöyle demişti:

     — Bütün çalışma gücümü kullanıp yitirdiğim vakit, ölmek isterim.

     Çok çalışırsam çok yaşayacağıma inanıyorum.

     Hayat, benim için titrek bir kandil değil, kuvvetli bir meş’aledir.

     O meş’alenin mümkün olduğu kadar güçlü ve parlak bir şekilde yanmasını sağladıktan sonra, onu gelecekteki nesillere emanet etmek istiyorum.

    

    ( Görüldüğü gibi, çalışma gücü, insana yaşama sevinci vermektedir.)

 

AĞIR YEMEK VE BAŞARISIZLIK

Ağır yemekler yemek, Fransa İmparatoru Napolyon’un Borodino ve Leipzig savaşlarında muzaffer olmasını önlemiştir.

     Her iki savaş sırasında da Napolyon, hazımsızlıktan muzdaripti.

     Dresden savaşının 3. günü, Napolyon’un yanında olan Alman Romancı Hoffman şöyle demiştir:

     — İmparator, savaştan evvel soğanlı koyun kızartması yemeseydi, düşmanlarını mahvedebilirdi.

 

GENÇ KALMAK

General Douglas Mac Arthur’ün, Tokyo’daki karargahında, bir duvara, şu yazı yazdırılmıştır:

     — Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir.

     İnsan, inancı derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır.

     Kendine olan güveni derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır.

     Ümitleri derecesinde genç ve ümitsizliği derecesinde yaşlıdır.

    

(• İnsan bedenen yaşlansa bile, ruhen, ümitleriyle, şevk ve gayretiyle genç ve dinç kalmaya devam edebilir.)

 

ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK

Sid Turell anlatıyor:

     — İlk tahsilimi yaptığım okulda, her türlü halk tabakasına mensup öğrenciler vardı.

     Okulun ilk açıldığı gün, öğretmenimiz bize şunları söylemişti:

     — Kiminiz büyük evlerde oturuyorsunuz, kiminiz kulübelerde. Ama bu sınıfta hepiniz eşitsiniz.

     Burada önemli olan şey sizin davranışlarınızdır.

     İnsanlarla olan ilişkilerinizde, ne zorba olup kimseyi ezin. Ne de dalkavuk olup ezilin.

     İster yüksek mevkide olsun, isterse aşağı mertebede herkese hürmet ve nezaket gösterin.

    

(• Hiçbir nasihat, hayatımda bu kadar kıymetli olmamıştır. Yüksek bir şahsiyete yaranmak veya bir kapıcıyı azarlamak istediğim vakit, hep bu sözleri hatırlarım. Hayatıma yön veren bu sözler olmuştur. )

 

YAZMAK VE UYGULAMAK

Tanınmış kadın romancı Virginia Woolf, hatıratında, bir romanın iyi bir eser olup olmadığına nasıl karar verdiğini, şu şekilde ifade etmiştir:

—     Bir romanın, iyi bir eser olup olmadığını anlamak için, okuyanın hayat görüşüne herhangi bir ilave yapıp yapmadığına bakarım.

 

ELİMİZDEKİLERİN DEĞERİ

Epiktetos diyor ki:

     — Başarı bir seyahattir, hedef değil.

     Mutluluk, gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil.

     Zira yolun sonunda olsa, ona varıldığında yol bitmiş ve vakit de geçmiş olurdu.

     Mutlu olmanın zamanı ise, bugündür, yarın değil.

     Akıllı bir insan odur ki, sahip olmadığı şeyler için üzülmez.

     Sahip olduğu şeylerin ise değerini bilir, sevinir.

 

BOŞ VAKİT

Elihu Burritt, kendini yetiştirme konusunda başarının sırrını dehaya vermez; “boş vakitler” denen zaman parçacıklarını, itina ile değerlendirmeye bağlardı.

     Kendisi, bir demirci olarak hayatını kazandığı sıralarda, eski ve yeni 18 kadar lisan ile, 22 Avrupa lehçesini boş vakitlerini değerlendirmek sayesinde öğrenmiştir.

 

 

 

 

SÜREKLİ İDEAL

Ünlü Devlet sanatçısı Şef Hikmet Şimşek, sanat hayatındaki başarısının ve zihnen dinç kalmasının sırrını, şöyle açıklamaktadır:

     — Beni dinç tutan, şudur: Önüme erişilmesi gerekli bir hedef koyuyorum. Ona ulaşmak için koşuyorum.

     Oraya varınca, bu kez, yeni bir hedef belirliyorum.

     Sonra başka bir hedef belirliyorum.

     Bu, hep böyle sürüp gidiyor.

     Boş durmamaya gayret ediyorum.

 

ZAMANIN KIYMETİNİ BİLMEK

— Dr. Burney, müzik dersi vermek için bir öğrencinin evinden öteki öğrencinin evine at üzerinde giderken, yolda geçen boş zamanlarda, Fransızca ve İtalyanca’yı öğrenmiştir.

          — Kirke White, bir avukatın yazıhanesine gidip gelirken, Yunanca’yı öğrenmiştir.

          — Fransa’nın eski başkanlarından Daguesseau, yemek vaktini beklediği sıralarda, kocaman bir kitap meydana getirmiştir.

           —Madame de Genlis, eserlerinden pek çoğunu ders verdiği asilzâdeleri beklediği boş vakitlerinde kaleme almıştır.

 

 

GENÇLERE ÖRNEKLER

İngiliz romancı Charles Dickens, Pickwick’in Belgeleri adlı pek çok dile çevrilmiş olan eserini 25 yaşında iken yazmıştı.

     — Benjamin Franklin, Fakir bir Adamın Almanağı adlı ünlü eserini yazdığında, 26 yaşında idi.

     — Handel, ilk operasını 14 yaşında iken kaleme almıştı.

     — İngiliz şair Alexander Pope, 14 yaşında iken sone’ler yazıyordu.

     — 3 yaşında iken Grekçe öğrenmeye başlayan John Stuart Mill, 8 yaşına geldiğinde bu dille yazılmış bütün eserleri okuyacak kadar Grekçeye vakıf olmuştu.

 

VE YAŞLANMAMAK

 — Bismarck, Alman Birliğini kurduğu vakit, 70 yaşında idi.

           — Goethe 83 yaşında öldü. En büyük eseri olan Faust’u ölümünden 1-2 yıl önce bitirmişti.

           — Mimar Sinan, Süleymaniye’yi bitirdiği vakit, 70 yaşını geçmişti.

           — Büyük opera bestecisi Verdi, ünlü eseri Otello’yu bestelediği sırada 75 yaşında idi.

           — Ünlü heykel sanatçısı Rodin, en iyi eserlerini 70’inden sonra yapmıştı.

           — Albert Schweitzer, 88 yaşında iken, Afrika’daki hastanesinde hala ameliyat yapıyordu.

     — Thomas Hobbes, The Odyssey’i Yunanca aslından İngilizce’ye çevirdiği sırada 87 yaşında idi.

     Ve bir yıl sonra da İlyada’yı tercümeye başlamıştı.

     — Don Counsilman, 58 yaşında Manş Denizini geçen en yaşlı adam unvanını almıştı.

     — Charlie Chaplin (Şarlo), 76 yaşında iken, hala filim yönetmenliği yapıyordu.

     — 1928-1932 yılları arasında Amerika Cumhurbaşkanı olan Herbert Hoover, 84 yaşında iken Amerika’nın Belçika Büyük Elçisi olarak vazife yapmıştı.

     — Opera bestecisi Verdi, 80 yaşında iken, Falstaff ve 85 yaşında iken de Ava Maria adlı eserlerini bestelemişti.

     — Dört defa İngiltere’ye Başbakan olan William Gladston, 4. defa bu göreve geldiğinde 83 yaşında bulunuyordu.

     — Anatole France 80, Thomas Hardy ise 88 yaşında iken, edebî şaheserler vermeye devam ediyorlardı.

     — George Bernard Shaw, piyeslerinden biri ilk defa sahnelendiğinde 94 yaşında bulunuyordu.

 

BAŞARI:SABIR VE AZİM

     — Ünlü müzisyen Enrico Caruso’nun ilk musiki hocası:

     — Senin sesin pencere kenarından giren rüzgarın ıslık çalmasına benziyor, diyerek ders vermeyi reddetmişti.

     Ama o , sonraları İtalya’nın en büyük tenör’larından biri oldu.

     — Emil Zola, Sorbone Üniversitesinin Dil ve Edebiyat sınavını kazanamamıştı.

     Sonraları Marsilya Üniversitesine girmek istediyse de, yazılı imtihanı çok kötü yaptığından sözlü imtihana girememişti.

     — Ünlü ingiliz yazarı G.K. Chesterton, çocukluğunda sevimsiz, şişman bir çocuktu. Ve 8 yaşına gelinceye kadar da okumayı öğrenememişti.

     — Napoleon’u Waterloo’da mağlup eden (18 Haziran 1815) ünlü İngiliz kumandanı Arthur Wellesly, öylesine tembel bir talebe idi ki, annesi onu ünlü Eton Kolejinden almak zorunda kalmıştı.

    

(• Sonradan başarıya imza atmış pek çok ünlünün çocukluğunda bu gibi başarısız dönemler olmuştur. Bir konuda başarısız olan kişinin her konuda başarısız olacağı şeklinde bir kanun yoktur. Yeter ki kişi, yetenekli olduğu sahayı bulsun, azim ve gayretini yitirmesin.)

 

KARARLILIK

      İngiliz milletvekili Benjamin Disraeli, Parlamento’daki ilk konuşmasında ıslıklanıp yuhalanmış, konuşmasını tamamlayamadan kürsüden ayrılmak zorunda kalmıştı.

     Ama o, kürsüyü terk ederken şu sözleri söylemekten de geri durmamıştı:

     — Pekâla, sözümü burada kesiyorum, ama ilerde, sözümü kesmeden dinleyeceğiniz bir gün mutlaka gelecektir.

     (Disraeli, zamanla hem İngiltere Başkanı, hem de sözü dinlenen iyi bir hatip oldu.)

 

ÇOK KİTAP OKUMANIN FAYDASI NE?

     Amerikalı eğitimci ve felsefeci John Dewey’e, 90. doğum gününde bir gazeteci şu soruyu sormuş:

     — Okuduğunuz bunca kitabın, size ne faydası oluyor?

     John Dewey, bilgi ve kültürünün artmasını kastederek:

     — Dağlara tırmanmama yardım ediyor, cevabını vermiş.

     Gazeteci, filozof’un bu cevabından bir şey anlamamış ve:

     — Dağlara tırmanmak mı?

     Dağlara tırmanmanın ne faydası var? demiş.

     Filozof, gazeteciye şu açıklamayı yapmış:

    Tırmanacağınız diğer zirveleri görebilmek için, dağlara tırmanmak gerekir. Bundan    vazgeçtiğiniz an, kaç yaşında olursanız olunuz, yaşamınız sona ermiş demektir.

 

    

     DEHA VE BAŞARI

    Amerikan Cumhurbaşkanlarından Theodore Roosevelt hayatta herkesin başarılı olabileceğini söyler ve şöyle derdi:

     — İki türlü başarı vardır.

     Biri çok nadir rastlanan bir başarıdır ki, deha mahsûlüdür.

     İkincisi, normal insanın başarısı ki, bu insan dâhi değildir. Başarısı da deha mahsûlü değildir.

     O, sadece hemcinsleriyle paylaştığı alelâde vasıflarını alelâdenin üstünde bir derecede geliştirmiş insandır.

    

    FARLI KABİLİYETLER

     Sadi-i Şirazî’nin iki talebesinden biri, imtihanlar sonunda başarılı olurken, diğeri başarısız olur.

     Başarısız öğrencinin babası, Şeyh Sadî’ye sitemde bulunur.

     — Niye aynı eğitimi vermediniz?

     Benim çocuğum niçin başarısız oldu? der.

     Şeyh Sadi’nin bu siteme cevabı düşündürücüdür:

     — Eğitim aynı, ama kabiliyetler farklı...

    

(• Eğitimde başarı, herkese aynı müfredatı öğretmekle elde edilemez. Farklı kabiliyetlere göre, eğitimi organize etmek şarttır.)

 

     BOŞ DURMAMAK

     Uzun bir ömür süren ve hayatının her anını çalışarak geçiren Süheyl Ünver’e, ileri bir yaşta iken bazı dostları lâtife kabilinden sormuşlar:

     — Azrail sizi unuttu mu yoksa?

     Süheyl Ünver’in cevabı şöyle olmuş:

     — Hayır, Azrail’le yakında görüştük. Bana dedi ki:

     “Boş bulursam götürürüm”

    

(• Başarılı olmanın yolu, hayatı dolu dolu yaşamak, ömründe değerlendirilmemiş zaman parçasına mümkün mertebe yer vermemektir.)

 

   BAŞARI İÇİN 

     Meşhur alimlerden biri,insanın maddî manevî her konuda başarılı olmasını çalışmaya bağlar ve şöyle derdi:

     — Suyu düşünmek, susuzluğu gidermez.

     Odunu düşünmek, insanı ısıtmaz.

     Bu misaller gibi, insanın bir şeyi sadece düşünmesi ve istemesi de, insanı hedefine ulaştırmaz.

     Başarı için,

     — Çok gayret,

     — Çok çalışmak,

Uyulması gerekli tüm şartlara riayet etmek lâzımdır.

 

ZULÜMDEN NASIL NEFRET ETTİRDİ?

     İran’ın dünyaca ünlü âdil hükümdarı Nuşirevan, henüz çocukken öğretmeninden haksız yere bir dayak yemişti.

     Nuşirevan bu hâdiseyi hiçbir zaman unutmadı. Nitekim tahta geçtikten sonra, o çocukluk öğretmenini çağırtıp kendisini bu haksız yere dövmesinin sebebini sordu.

     Öğretmenin cevabı düşündürücüydü:

     -Babandan sonra senin hükümdar olacağını biliyordum. İstedim ki, zulmün acısını ömründe bir defacık olsun tatmış olasın da, başkalarına zulmederken yaptığın işin kötülüğünü hatırlayasın.

 

BİR YABANCI DİL BİLMENİN FAYDASI!..

     Farenin burnuna nefis bir peynir kokusu gelmişti. Araştırmak üzere deliğinden başını çıkarınca, bir kedi sesi işitti ve hemen deliğine sindi.

     Ertesi gün, yine fare delikten başını çıkarınca, kedi sesini duyup deliğine çekildi.

     3. gün, fare iyice acıkmıştı. Kediyi nasıl aldatabilirim düşüncesiyle, delikten başını çıkardığında bu defa kedi sesi değil köpek havlaması işitti.

     Fare sevindi. Demek ev sahipleri kedi yerine köpek edinmişlerdi. Kendinden emin ve rahat  şekilde, peynirin kokusuna doğru giderken, odanın bir köşesinde gizlenen kedi, bir sıçrayışta fareyi yakaladı. Ve yanında kendisini merakla izleyen yavrusuna:

—     Gördün mü yavrum, dedi. Bir yabancı dil bilmenin faydasını...

 

YAPILAN HER İŞİ ÖNEMLİ GÖRMEK

     Ünlü orkestra şefi Artura Toscanini’nin 80. doğum gününde, oğlu Walter’e: “Babasının en önemli işinin, en büyük başarısının ne olduğu” sorulmuştu.

     Walter şu cevabı verdi:

     — Babam açısından böyle bir şey düşünülemez.

     Çünkü herhangi bir anda, ne iş yapıyorsa, o iş, babamın hayatının en büyük işidir.

     İster bir orkestra yönetsin, isterse bir portakal soymuş olsun, yaptığı her şeye o, son derece önem verir ve özenle yapar.

 

YAŞAYAN BİLİR

     Amerika’da bir lisenin diploma töreninde konuşan ünlü bir eğitimciden, gençlerden biri: “bir üniversitelinin kendini nasıl hissettiği hakkında bilgi vermesini” istemişti.

     Eğitimci kendisine bir muz verilmesini istedi. Muzu aldı, herkesin gözü önünde soyup yedi. Ardından soru soran gence: “Yediğim muzun tadının nasıl olduğunu biliyor musun?” dedi.

     — Elbette bilmiyorum, dedi genç. Onu ancak yiyen bilir.

     — Üniversite eğitimi de böyledir işte, dedi eğitimci. Onu kişinin kendisinin tatması gerek.

 

İŞSİZ ADAM DEDİKODU ÜRETİR

     Alparslan’ın veziri Nizamü’l-mülk çok değerli bir devlet adamı idi. Fakat sarayda onu çekemeyenler de vardı.

     Bu adamlardan biri, Nizamü’l-mülkün halka zulmettiğini, milleti soyup servet sahibi olduğunu bildiren bir jurnali Alparslan’ın kaftanının içine koydu.

     Alparslan bu jurnali görüp okudu. Derhal vezirini yanına çağırarak Jurnali ona da okuttu. Sonra da şu tavsiyeyi yaptı.

     — Ey vezirim!

     Şu kağıda bak. Eğer bu adamın dedikleri doğru ise, yaptığın bu işten vazgeç. Eğer bir iftira ise, onu cezalandırma.

     Bu adama bir iş bul da, meşgul olsun. Onun bunun aleyhinde bulunmağa vakit bulamasın.

     Bu sözlerle, her türlü kargaşa ve fesadın işsizlikten geldiğini anlatmış oldu.

 

DÜŞMANI YOK ETMENİN FARKLI BİR YOLU

     Amerikanın 5. Cumhurbaşkanı Abraham Lincoln, düşmanları hakkında çok yumuşak dil kullanırdı.

     Bazıları bunu hoş görmeyerek:

     — Düşmanlarınızı yok etmek dururken, onları böyle okşamanızı anlayamıyoruz, dediler.

     Lincoln, onlara şu veciz cevabı verdi:

     — Sayın efendiler!

     Düşmanlarımı kendime dost etmekle, onları zaten yok etmiş olmuyor muyum?

 

 

YÖNETİMDE BAŞARININ SIRRI :ADALET

     İran orduları başkomutanı Hürmüz, esir edilip Medine’ye getirildiğinde, Hz. Ömer’i, pervâsız ve mütevazı bir şekilde, dışarıda yatıp uyur halde görmüştü.

     Onun bu haline gıpta ederek:

     — Adaletle hükmettiğin için, emniyet içinde uyuyabiliyorsun, demişti.

    

     Büyük İskender, Hindistan seferinde orada uygulanan kanunların çok az olduğunu görünce, Hindistanlı hâkimlere:

     — Ülkenizin kanunları niçin böyle azdır? diye sormuştu. Hâkimler:

     — Biz, hak sahibinin hakkını kendiliğimizden veririz. İçimizdeki hükümdarlarımız da âdildir, cevabını vermişlerdi. İskender:

     — Adalet ile kahramanlıktan hangisi üstündür sizce? diye sordu.

     Hakimler:

     — Adalet yerine getirilirse, kahramanlığa gerek kalmaz, karşılığını verdiler.

 

İRADE

     Ünlü bir İngiliz yazarı soruyor:

     — Hayatta muvaffak olmak için ne lâzımdır?

     Sıhhat mı? Hayır.

     Para mı? Hayır.

     Zekâ mı? Hayır.

     Yüksek bir ilgi mi? Hayır.

     Ve ilave ediyor:

     — Hayatta muvaffak olmak için, her bakımdan beslenmiş, büyütülmüş bir irade kuvveti lâzımdır.

     Bu irade kuvvetine biz, fizikteki tabiriyle enerji diyoruz. Ruh enerjisi: Sıhhati de, refahı da, kültürü de, o oluşturur.

    

PARAYA ESİR OLMAMAK

     Sokrat hayranı bir zengin, bütün servetini ona bağışlamıştı. Zengin Tüccarın ölümünden sonra, vasiyeti gereği bir çuval altın Sokrat’a teslim edildi.

     Ünlü filozof, altın çuvalını kayığa koyup denize açıldı.

     Sonra da altınları suya atmaya başladı. Bir yandan da şu sözleri söylüyordu:

 — Ey para! İşte seni batırıyorum ki, sen benim ruhumu batırmayasın.

 

EĞİTİM NEDİR?

    Amerika’daki Wiscansın Üniversitesi dekanlarından Dr.L.H.Adolfson, eğitimin insan hayatındaki yerini ve önemini şöyle bir misalle anlatmıştır:

     — Eski zamanlarda, 3 atlı bir çölden geçiyordu.

     Kurumuş bir nehir yatağından geçerken, gaipten bir ses duydular: “Durunuz!” diyordu o ses. Hemen atlarını durdurdular.

     Ses daha sonra atlarından inmelerini söyledi: “Yerden bir avuç taş alarak ceplerinize doldurunuz ve yolunuza devam ediniz. Yarın güneş doğduğunda hem memnun olacaksınız, hem de üzüleceksiniz” diye de sözlerine ekledi.

     Atlılar, denileni yapıp yollarına devam ettiler.

     Ertesi sabah güneş yükselirken, ellerini ceplerine sokan 3 atlı, harika bir olayla karşılaştılar.

     Taşlar; elmas, pırlanta, inci ve diğer kıymetli cevherlere dönüşmüştü.

     Bu durumdan gerçekten büyük bir sevinç duyuyorlardı. Çünkü sesin emrini yerine getirip taşları ceplerine doldurmuşlar, böylece şimdi sahip oldukları mücevherlere kavuşmuşlardı.

     Bir yandan da üzülüyorlardı. Çünkü yanlarına daha fazla taş almamışlardı.

     İşte eğitimin insan hayatındaki yeri ve önemi, bu misaldeki gibidir.

     İnsan aldığı eğitim nispetinde hayatta başarı elde edebilir. Elindeki çakıl taşlarını kıymetli cevherlere dönüştürebilir.

 

KENDİNİ İŞİNE ODAKLAMAK

— Leonardo da Vinci, ünlü eseri “Son Yemek” tablosunu 10 yılda tamamlamıştı.

     Kendisini öylesine önündeki işe veriyordu ki, günlerce yemek yemesini bile unutuyordu.

 

ÜÇ “ Y “

     Bir zamanlar Milli Eğitim Bakanlığı yapmış bir parlamenterimiz, Hürriyete Doğru adlı kitabında, bir İngiliz dostunun kendisine, Türkiye’nin şu üç “Y” den kurtulduğu vakit düzlüğe çıkacağını söylediğini yazmaktadır.

     O üç “Y” ise şunlardır:

     — Yok.

     — Yavaş, yavaş.

     — Yarın gel...

    

     Görüldüğü her 3 “Y” de, tembelliğin, gayretsizliğin, ümitsizliğin ifadesidir.

 

ADIM SATILIK DEĞİL

     Amerikan iç savaşından sonra, büyük bir sigorta şirketi, Güneylilerin mağlup ama, kuzeylilerin de saygı ve hayranlığını elde etmiş Generali Robert E. Lee’ye, şirketin genel müdürlüğünü teklif etmişti. Kendisine senede 50.000 dolar maaş vereceklerdi.

     General Lee, şirkete, bu kadar yüksek bir maaşı hakedecek derecede hizmeti dokunamayacağını söyledi.

     Şirket yetkileri,

     — Biz sizin şirketimize yapacağınız hizmet üzerinde durmuyoruz, sadece adınızı ve şöhretinizi kullanmak istiyoruz, bu bizim için yeterli, dediler.

     General Lee, sakin, fakat keskin bir sesle şu karşılığı verdi:

     — Emeğimi ve çalışmamı satın alabilirsiniz, ama adım satılık değildir.

     Ve senede 1500 dolarla küçük bir kolejin müdürlüğünü kabul etti.

 

TAŞ KAFA-BOŞ KAFA- HOŞ KAFA

     Harun Reşid’in mürşidi Behlül-ü Dana, bir gün pazara 3 tane kuru kafa getirerek satmaya başlamış.

     — Kaça satıyorsun? diye soranlara da:

     — Biri bir paraya, biri on paraya, biri de ağırlığınca paraya, demiş.

     — Ey Behlül! Bu fiyat farkları neden? diye soranlara, şu açıklamayı yapmış:

     — Birincisi, taş kafadır; en ucuzdur. Çünkü hiç nasihat dinlemez.

     İkincisi, boş kafadır; nasihat dinler, ama tutmaz.

     Üçüncüsü ise, hoş kafadır. Hem dinler, onunla amel eder. Hem de başkasına öğretir. Bunu da ağırlığınca paraya veriyorum.

 

SORUMLULUK

     Müzikte çağın en büyük tenörü Enrico Caruso, sahneye çıkmadan önce son derece heyecanlanır, adeta tiril tiril titrerdi.

     Bir keresinde, New York Metropoliten Operasında, Verdi’nin Maskeli Balo’su oynanıyordu. Caruso’yu gerginlik içinde titrerken gören mesleğe yeni başlamış bir bayan, hayretle sordu:

     — Bay Caruso, niye bu kadar heyecanlısınız?

     Caruso, tam bir ciddiyet içinde şu cevabı verdi:

     — Diğer müzisyenler yeteneklerinin yüzde yüzünü kullansalar bile, ben yüzde yüz ellisini kullanmalıyım.

    

(• İnsan, kabiliyetlerini tam kapasite kullanmakla yetinmemeli; kendi kendini aşmaya zorlamalıdır. Çünkü kalıcı başarılar, ölümsüz eserler, hep kendini aşabilen yüksek performans gösterenlerin ürünleridir.)

 

ASIL ÖNEMLİ OLAN İNSANLARIN BECERİLERİNİ GELİŞTİRMEK

     Amerikalı filozof ve eğitimci John Dewey, bir gün, küçük oğlu ile ayak bileklerine kadar gömüldükleri çamurlu bir suyun içinde bulunuyordu.

     Kendisini bu halde gören bir arkadaşı:

     — John, dedi. Çocuğu sudan çıkar, yoksa soğuk alacak.

     Eğitimci Dewey,

     — Biliyorum, biliyorum, karşılığını verdi.

     Ama, onu bu çamurlu sudan benim çıkarmamın, ona bir faydası olmayacak. Kendisine bu çamurlu sudan çıkmayı istetmek için, ne yapmam gerektiğini düşünüyorum.

    

(• İnsana, bir işte bir beceri kazandırmak; akıl ve zekasını kullanmasını sağlamak, çok kere ona yapılacak fiili bir yardımdan daha faydalı ve eğiticidir. Böylelikle ona, yardımsız kaldığında, kendi kendine yardım etmenin yolunu öğretmiş olursunuz.

İnsanlara para yerine akıl vermek de bu paralelde ele alınabilir.)

 

AKLI KULLANAN KAZANDI

     Yaşlı tüccar emekliye ayrılıyordu. İşini 2 oğlundan hangisine bırakacağına, onları tecrübe ederek karar vermek istedi.

     Bu sebeple her ikisine de aynı miktarda çok az bir para verdi ve:

     — Bu para ile evi dolduracak herhangi bir şey alınız, dedi.

     Büyük çocuk, hemen pazara gitti. Elindeki az para ile çok miktarda alınabilecek şeyin ancak saman olduğunu düşündü. Samanları alıp eve getirdi, ama evin her tarafını onunla kaplamak mümkün olmadığını gördü.

     Küçük çocuk, babasının akıl ve zeka ile yerine getirilebilecek bir iş verdiğini düşündü. Elindeki para ile, yeterli sayıda mum satın aldı. Onları eve götürüp tüm odalara koydu. Geceleyin mumları yaktı. Mumların ışığı bütün evi aydınlatmıştı.

    

     (Baba, işi küçük oğluna bırakmaya karar verdi. Çünkü o, aklını kullanmayı başarmıştı.)

 

ELEŞTİRMEK KOLAY YAPMAK ZOR

     Ünlü yazar, sosyolog Max Weber, bir gün aynı binada yaşadığı ressam Abe Walkowitz’e rastlamıştı. O sıralarda 73 yaşında olan ressam’a:

     — Abe, gözünden ameliyat olduğunu işittim. Resim yapman için, bundan sonra gözlerin yeterli olacak mı? diye sormuştu.

     Ünlü ressam:

     — Sanırım yeterli olacak, cevabını verdi. Ardında da şu eklemeyi yaptı:

     — Ama, göremediğim zaman da, resim eleştirmenliği yapacağım. Yani işsiz kalmam söz konusu değil.

    

(• Bu nüktede, bir iş yapmanın ne kadar zor, ama yapılan işi eleştirmenin ne kadar kolay olduğuna işaret edilmektedir.)

 

YETERLİ İLGİ ÇOCUKKEN OLSAYDI!...

     Amerika’da elektrik sandalyesinde öldürülmesine hükmedilmiş suçlu adama, söyleyecek son bir sözünün olup olmadığı sorulmuştu.

     Ölüm mahkûmu adam, çevresindeki gazetecilere, fotoğrafçılara, hapishane görevlilerine baktıktan sonra, acı bir sesle şöyle dedi:

     -Eğer çocukluğumda bana bu derece ilgi gösterilmiş olunsaydı, bugün bu mahkûm sandalyesinde olmazdım.

 

BAŞARILI İNSAN? DEĞERLİ İNSAN?

Einstein, bir gazeteci ile yaptığı bir söyleşide, gençlere şu tavsiyeyi yapmıştı:

     — Başarılı bir insan olmaya çalışmayın.

     Değerli bir insan olmaya bakın.

     Başarılı bir insan, hayattan, verdiğinden fazlasını alır.

     Değerli bir insan ise, hayata aldığından fazlasını verir.

 

BİLGİ KUYUSUNA DALMAK VE ÇIKMAK…

Amerika Cumhurbaşkanı Abraham Lincoln, bir kabine toplantısındaydı.

     Devrin tanınmış bir ilim adamından bahsedilirken, kabine üyelerinden biri onu övüp övüp bitiremez şekilde anlatmaya başladı. Ve şöyle bir cümle de kullandı:

—     Bizim neslimiz arasında, bilgi kuyusuna onun kadar derin dalmış kimse yoktur!

     Bilgisinden başkalarını yararlandırmak konusunda hiçbir gayreti olmayan bu ilim adamını, Lincoln hiç sevmezdi.

     Bu sebeple bu övgülü söze şu ilaveyi yaptı:

     — Ve onun kadar da kupkuru çıkan.

          

(• Bilgi gereği yapılıp hayata geçirilmedikçe, yaşanıp yaşatılmadıkça; kuru bir iddiadan, gurur ve üstünlük vesilesi yapılmaktan öteye bir anlam ifade etmez.)

 

 

GERÇEK KÖR

     Adamın biri, bir gece, elinde fener, omzunda kova ile bir âmâ’ya rast gelir. Bilge bir kimse olan âmâ, yakınlardaki bir ırmağa varıp kovayı doldurmuş geri dönmektedir.

     Kendisine sorulur:

     — Sen âmâ (gözleri görmeyen) bir adamsın. Gece ile gündüz senin için birdir. Niçin fener taşıyorsun?

     Âmânın cevabı ince bir feraset örneğidir:

     — Ey boş kafalı adam! Feneri senin gibi kalbi âmâ (kör) olanların karanlıkta bana çarpıp ta su kabımı kırmamaları için taşıyorum...

 

 KÖTÜ SÖZE CEVAP  

     Bir gün sarhoşun biri, Neyzen Tevfik’in ensesine tokat atmış. Neyzen Tevfik’ten hiçbir karşılık gelmemiş.

     Dostları Neyzen’e sitemli şekilde takılmışlar:

     — Tokadı yediğinle kaldın; ne sesin çıktı, ne de herhangi bir karşılık verdin.

     Neyzen gülmüş:

     — Ne yapayım yani.

     Sana bir eşek çifte atsa, sen ne yapardın?

 

AKIL

     Güngörmüş, yaşlı ve tecrübeli bir adamdan, iki kardeş arasında, babalarından kalan bir malı adilane şekilde paylaştırmasını istemişlerdi.

     Yaşlı adam şu formülü tavsiye etti:

     — Kardeşlerden biri mirasa konu olan malı ve mülkü ikiye ayırsın.

     Öteki kardeşe de seçme hakkı verilsin.

     Gerçekten de akıllıca bir öneri değil mi?

 

ÖNEMLİ OLAN KAFADAKİ BİLGİ

Sultan 3. Selim zamanında, doğruluğuyla tanınmış fakir bir âlimi, Kadı tayin etmek isterler. Kadı’nın ayağındaki kunduraların pek eski ve yamalı olduğu görülür.

     Bazı devlet adamlarının:

     — Böyle ayağına giyecek bir ayakkabısı bile olamayan kişi Kadı yapılır mı? diye itiraz ettiklerini duyan Kadı namzedi, onlara şu cevabı gönderir:

     — Kendilerine söyleyin, biz hükümlerimizi ayaklarımızla değil, kafamızla veririz.

    

(• Evet, asıl önemli olan kafanın içidir. İnsanın bilgisi, becerisi, gayreti, akıl ve zekasıdır.)

 

Prof. Dr. Sabahaddin Zaim Hoca anlatıyor:

     — Yıllar önce, bir gün Sultanahmet tramvay durağında rahmetli hocam Nurettin Topçu’ya rastladım.

     — Hocam, diyerek elini öptüm. Sevindi, tebessüm etti, neşeliydi.

     Ben iltifat niyetiyle:

     — Hocam, maşallah, yıllar sizi hiç yıpratmamış! diye konuşunca, birden neşesi kaçtı, yüzü bulutlanıverdi. Ve şu açıklamayı yaptı:

     — Ya öyle mi?!

    Halbuki her yaşın hakkını vermek gerekir.

    Demek ki, biz yaşımızın hakkını verememişiz!

     Hoca öylesine üzülmüştü ki, anlatamam.

 

ÜLKEYİ YIKAN NEDİR?

Kanuni Sultan Süleyman, süt kardeşi Yahya Efendi’ye bir pusula göndermiş, ondan Osmanlı Devleti’nin  yıkılmasına yol açacak sebeplerin ne olduğunu sormuştu.

     Yahya Efendi, padişahtan gelen bu tezkireyi okuduktan sonra, aynı kağıdın arkasına:

     — Neme gerek kardeşim, sözünü yazmış, geri göndermişti.

     Kanuni, bu cevaba çok bozulmuştu. İlk fırsatta Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergahına gelerek:

     — Aşk olsun ağabey! Sana çok kritik bir konuyu sordum, cevap bile vermedin! şeklinde sitemde bulundu.

     Yahya Efendi; soruya cevap verdiğini söyleyince, Kanuni:

     — Tezkirenin arkasına, “neme gerek” diye yazıp yollamışsın. Herhangi bir cevap yoktu kağıtta... dedi. Yahya Efendi şu açıklamayı yaptı:

     — Aradığın cevap oydu işte sultanım. Devletin yıkılma sebebini soruyordun. Bir devlette ve millette: “neme lâzım”, “neme gerek” düşüncesi başlar ve yayılırsa; o memleket ve devlet yıkılmaya başlar.

 

BAZI İŞLER İÇİN BEKLEMEK GEREK

İkinci Dünya Savaşının ilk yıllarında, Amerikan seferberlik Dairesi müdürü Elmer Kundsen, işlerin gerektiği gibi hızlı yürümediğini söyleyerek kendisini tenkit edenlere şu cevabı vermişti:

     — Unutmayınız ki, bugün bu ülkede dünyanın en iyi hastanelerine, en iyi anesteziye, en iyi çocuk doğum doktorlarına ve en iyi hastane personeline sahibiz; ama bütün bu modern ilmî bilgilerimize ve tıp alanındaki araştırmalarımıza rağmen, bir çocuğun doğması için 9 ay beklememiz gerekiyor.

 

SOKRAT ÖĞRENCİLERİNİ NASIL SEÇERDİ?

Öğrencilerinden biri Sokrat’a sordu:

     — Bir gün dahi olsa sizden ders alabilmek için yanınıza gelen herkese, niye bir gölcüğe bakıp ne gördüklerini soruyorsunuz? Bu işin öğrencilikle ne ilgisi var?

     Sokrat, bu suale şu cevabı verdi:

     — Bu, bir imtihan. Havuzda balıkların yüzdüklerini söyleyen herkesi yanıma alır, ders halkama dahil ederim.

     Ama havuzda kendi imajlarının aynalanmasından, kendi akislerinden başka bir şey göremeyenler, kendilerine aşık insanlardır. Benim onlara verebileceğim bir ders olamaz.

 

Tanınmış yazarlardan Bayan Brooks, liseye devam ettiği yıllarda, saçların arkadan öne doğru taranması moda olmuştu.

     Bayan Brooks bunu beceremiyor, bu yüzden çok üzülüyordu. Kızını bu halde gören babası, ona dedi ki:

     — Kızım, saçlarını ortadan ikiye ayır, geriye doğru tara ve bir kurdela ile bağla. Bak göreceksin sınıftaki kızların yarısı senin yaptığın gibi yapacaklar.

     Babasının dediği gibi yaptı Bayan Brooks. Hafta sonunda, hemen hemen her kız, saçlarını onun yaptığı gibi taramaya başlamıştı. Kızını artık memnun gören baba, ona şu nasihati verdi:

     — Herkes gibi olma. Dünyada yeterince alelâdelik var zaten.

 

İMKANSIZ KELİMESİNİ LUGATLERDEN SİLMELİ

Bir şeyi yapmayı aklına koyan insan, verdiği bu kararla engelleri aşarak hedefine ulaşır.

     Richelieu de, Napoleon gibi, “imkânsız” kelimesinin literatürden çıkarılmasını, lügatlerden silinmesini isterdi.

     Onun, en çok nefret ettiği kelimeler şunlardı:

     — Bilmiyorum..

     Yapamam..

     Mümkün değil...

     Israrla şunu söylerdi:

     — Öğrenin!

     Yapın!

    Tecrübe edin!

 

KARAKTERLİ OLMAK

Karakter sahibi insan, gizli de olsa, açık da olsa dürüst hareket eder.

     “Yanında kimse olmadığına göre, cebine niçin birkaç armut atmadığı” sorusuna, iyi terbiye almış bir çocuğun cevabı şu olmuştur:

     — Nasıl kimse yoktu? Ben orada değil miydim? Ben kendimin böyle şerefsiz bir şey yaptığımı görmek istemem.

 

FİKİR ALIŞVERİŞİ

Yaşlı ve akıllı bir adam, genç birine şöyle diyordu:

     — Biz insanlar, eşya alışverişi yaptığımız zaman, her birimiz biraz zenginleştiğimiz kadar biraz da fakirleşiriz. Fakat fikir alışverişi yapıldığı zaman, herkesin sermayesi iki misli artar.

 

BAŞARININ SIIRI

Sanatta başarı, diğer ilimlerde olduğu gibi, ancak büyük bir gayret ve çalışkanlıkla sağlanabilir.

     Mükemmel bir eserin ortaya çıkışında rastlantıya yer yoktur. Sanatçının ustaca fırça vuruşu veya kalem kullanışı yıllarca süren bir çabanın ürünüdür.

     Sir Tashua Reynold, Barry’ye yazdığı bir mektupta şöyle der:

     — Sanatın bütün kollarında her kim mükemmel bir iş yapmak isterse, yataktan kalktığı andan yatağa yatıncaya kadar geçen süre içinde, zihnini o bir tek nokta üzerinde toplamalıdır.

OLTANIN UCUNA BALIKLARIN HOŞUNA GİDECEK YEMİ KOYUNUZ.

Her yaz mevsiminde Maine’de balık tutmaya giderim. Kremalı çilek yemekten büyük zevk alırım.

Balıklarsa kurt ve solucanları tercih ederler.

         Onun için balığa çıktığımda, onların ne istediğini bilirim. Ve oltanın ucuna kremalı çilek koymam. Onun yerine kurt ve solucan koyarım. Sonra oltamı denize atıp balıklara:

     — Bundan hoşlanır mısınız? diye sorarım.

     İnsanları etkilemek, dostluklarını kazanmak için de neden bu yolu denemeyelim?

    

OTOKRİTİK

     Tanınmış bir işadamı, hayatta kazandığı başarısının püf noktasını şu şekilde anlatıyor:

     — Yıllardır her verdiğim sözü bir deftere yazıyordum. Cumartesi akşamları bir köşeye çekilip kendimi muhasebeye çekerdim. Yaptıklarımı gözden geçirir, kendi kendime sorardım:

     — Bu hafta içindeki başarılarım, hatalarım nelerdir?

     Tecrübelerimden aldığım dersler nelerdir?

     Bu haftalık muhasebeler, bana önce hatalarımın ne kadar çok olduğunu gösteriyordu.

     Ama yıllar geçtikçe hatalarım azaldı. Özeleştiri yapmaya yıllarca devam ettim ve bu sayede çok olumlu şeyler kazandım.

İNSAN BÜYÜDÜKÇE KÜÇÜLMELİDİR(TIPKI MEYVELİ AĞACIN BAŞINI ÖNE EĞMESİ  GİBİ )

    Ünlü aktör Kirk Douglas, çok beğenilen 5 filmde yer alan oğlu Michael Douglas’a gönderdiği mektupta şöyle demişti:

     — Michael, ulaştığın başarılardan daha çok, başarıların karşısındaki mütevazı tutum ve davranışlarınla iftihar ediyorum.

 

TEBESSÜM ETMENİN YOLU

     İçinizden gülümseme, neşelenmek gelmiyor mu?

     O halde yapılacak tek şey var: Kendinizi gülümsemek için zorlayın. Kendinizi mutlu hissedin.

     Profesör William James, bu formülü şu şekilde açıklamaktadır:

     — Hareketlerin duyguları takip ettiği görülür. Fakat gerçekte hareket ve duygular birlikte oluşur. İrademizin denetimi altında bulunan hareketlerimiz sonucunda, irademizin denetimi altında bulunmayan duygularımız ortaya çıkar.

     Bundan dolayı, neşemizin kaybolduğu zaman, neşeli imiş gibi davranmak, her şeyi halledecektir.

 

GEMİNİN KÖMÜRLÜĞÜNDEN DÜMENE…

     Tanınmış armatörlerden Mr. Lindsoy, 14 yaşında iken yetim kalmış ve iş bulmak için Glasgow’dan Liverpoll’a gideceği sırada vapur ücretini ödeyecek para bulamadığından, vapurun kaptanı ile anlaşarak kömürlükte kömürleri ayıklama karşılığında yolculuk edebilmişti.

     Liverpoll’da 7 hafta işsiz dolaşmış ambarlarda yatmış, bir gemide iş bulmuş.

     9 yaşında bir çocuk olarak girdiği bu gemide yavaş yavaş ilerleyerek geminin süvariliğine kadar yükselmişti.

     Bu başarının sırrını şöyle açıklardı:

     “Başarımın sebebi; şaşmaz bir sabır, durmadan çalışma ve kendime yapılmasını istediğim şeyleri, başkalarına yapmak prensibine dört elle sarılmamdandır.”

 

 

YOKSULLUKLA GELEN BAŞARI

     Bir astronomi ve matematik bilgini olan Langrance’nin babası, Turin’de yüksek bir mevki sahibi iken, spekülasyon yüzünden servetini kaybetmişti.

     Aile, büyük bir yoksulluğa düşmüştü.

     Langrance, bu yoksulluğun verdiği acı ve ihtiyaç ile çok çalışmış, matematik sahasında büyük bir şöhret ve servet kazanmıştı.

     Sonradan elde ettiği bu şöhret ve refahı, bir dönem içine düştüğü yoksulluğa borçlu olduğunu düşünerek her zaman şöyle derdi:

     — Eğer zengin olsaydım, belki de böylesine iyi bir matematik bilgini olamazdım.

 

YENİLGİYE YENİLMEYİN

     Yenilgi, hiçbir zaman büyük müzisyen Handel’i pes ettirememiş, tam aksine felâket onun enerjisini bir kat daha arttırmıştır.

     Borçlarını ödeyemez duruma geldiğinde bile o, hayal kırıklığına düşmemiş; geceli gündüzlü çalışarak bir sene içinde ölümsüz pek çok besteyi yapmıştır.

     Biyografisinde denildiği gibi, “O, her şeyi cesaretle karşılamış ve hiç kimsenin yardımına gerek duymadan on iki kişinin yapacağı işi, tek başına yapmayı başarmıştır.”

 

İŞİ ÖZENLE YAPMALI

     Bir marangoz, bir yargıcın sandalyesini rendeleyip tamir ediyormuş.

     Çok özenle çalıştığını görenler, neden bu kadar özenle uğraştığını sormuşlar.

     İşini titizlikle yapan marangoz, şu cevabı vermiş:

     — Sandalyeyi çok iyi yapmaya çalışıyorum. Günün birinde üstünde ben de otursam, rahat edeyim diye...

     (Hayatın garip bir cilvesidir ki, belli bir süre sonra, o marangoz hukuk okuyarak gerçekten yargıç olmuş ve kendi yaptığı sandalyeye oturmuştur.)

 

HİÇBİR İŞİ İHMAL ETME

    Hayatta büyük başarıların elde edilmesinde tesadüfün ve şansın çok az payı vardır.

     Bazen atılganlık, istenen sonucu alabilirse de, en güvenli başarı yolu; çalışma ve sabır yoludur.

     Başarılı insanlar, ayrıntılardan nefret edenler değil, o ayrıntılar üzerinde dikkatle çalışanlardır.

     Ünlü ressam Nicholas Paussin, başarısının sırrını şöyle açıklar:

     — Yaptığın her işi, en iyi şekilde yapmaya gayret et!

     Bir arkadaşı, ona, İtalyan ressamları arasındaki büyük şöhreti nasıl yakaladığını sorduğunda Paussin şu cevabı vermiştir:

   —Çünkü, ben yapılması gereken hiçbir şeyi ihmal etmedim. 

 

DİKKAT

     İnsanlar arasındaki en önemli farklardan birisi, dikkattir.

     Gözleri önünde asılı duran bir ağırlığın, ölçülü bir hareketle gidip geldiğini Galileo’dan önce, birçok insan gördü. Ama bu gerçeğin önemini ilk anlayan Galileo olmuştur.

    

     Sir Samuel Brown, yaşadığı Tweed Irmağı civarında ucuza bir köprü kurmak amacıyla araştırmalara başladı.

     Bahçede gezinirken gördüğü örümcek ağı ona, demir ipler ve zincirlerle bir asma köprü kurma fikrini verdi.

     (Sonuç, onun icadı olan, asma köprüdür.)

 

BUDALA KİM?

Kasabanın bir budalası vardı.

     Onunla herkes ilgilenirdi.

     Bu adamın özelliği, önüne bir yüz binlik, bir elli binlik, bir on binlik konulduğu zaman, yüz binliği bırakıp on binliği almasıydı.

     Bir gün, kasabanın budalasını tek başına görünce:

     — Niye yüz bini bırakıp da on binliği alıyorsun? diye sormuşlar.

     Etrafına bakınmış, kimse olmadığını anlayınca:

     — Çok basit demiş. Yüz bini alsam ondan sonra aynı tecrübeyi tekrarlamazlar ki...